1 Kasım 2013 Cuma

Önce bilinçlenmek gerek!

Bu hatırlatmayı yapmak için illaki meme kanseri haftası olması gerekmiyo sonuçta. Aynı şekilde, doktora gidip bi kontrol yaptırmak için de bi şikayetimizin olması gerekmiyo.. Ama farkında olmadan, 1-31 Ekim tarihlerinin Meme Kanseri Bilinçlendirme Ayı olduğunu bilmeden, bir gün gecikmeli de olsa bu konuya deyinmiş olmaktan mutluyum.

(internetten alıntıdır)


Ben bundan 1 sene önce, diş muayenesi için gittigim klinikte, duvarlarda asılı olan Meme Kanserine Duyarsız Kalmayın temalı afişlerden birinden gaza gelerek hemen dahiliye bölümünden randevu aldım. "Ulan 29 yaşına geldim, bi kere doktora kontrole gitmedim. Hatta onu geçtim, elle nasıl kontrol edilir onu bile bilmiyorum" dedim kendime. Şansıma, diş muayenemden hemen sonra boş yer buldum ve soluğu dahiliye uzmanının yanında aldım.
Doktor önce şikayetimi sordu bana. Bu o kadar alışıldık bir durum olmuşki, şikayeti olmadan birinin muayeneye gelmesine olaganüstü bir durum gibi bakılıyor. Sadece kontrol amaçlı geldigimi, evde kendi kendime de gögsümü dogru bir sekilde kontrol edebilmek istedigimi söyledim. Ve dakka bir gol bir! Doktor elle yaptığı ilk muayenede dogrudan kist buldu! Tabi bu herkeste olacak diye birşey yok. Benim kistim sağolsun biraz fazlaca büyükmüş (5 cm kadar!), o sebeple de hemen farketti doktor. Sonra da hızlıca ultrasona yolladı. Ultrasonda gerekli inceleme yapıldıktan sonra kistin zararsız olduğuna, fibrokist denen ve aslında on kadından belki sekizinde bulunan bir kist olduguna karar verildi. Ama ben bununla da yetinmeyip, içimde en ufak bir şüphe kalmaması için örnek alınmasını ve bu örnek üzerinden o kistin daha detaylı incelenmesini istedim. Biyopsi yapıldı, (bilmeyenler için) göğsüme biraz kalın uçlu bir iğne batırılarak birkaç parça doku örneği alındı. Sonra bu örnekler incelendi ve kistin tamamen zararsız bir kist olduğu, sadece bazı kadınlarda boyutlarının ekstra büyük olabileceği ve benim de o kadınlardan biri olduğum sonucuna varıldı. İşin ilginç yanı, bu fibrokist denen arkadaşların yaşla hiçbir alakası yok. Yani 10 yaşında bir kız çocuğunda bile pek ala 10 cm çapında fibrokist görülebiliyormuş. Önemli olan bunu farketmek ve iyi huylu olup olmadığını en kısa süre içerisinde öğrenmek!
Peki şimdi merak ediyosunuzdur, 5 cm çapında, yani kocaman bir kisti nasıl oldu da farketmedim bunca sene. 
Kist denen şeyin top gibi bir parça olduğu düşünülmesin. Mesela benim gögsümdeki, çok ince ama geniş, sanki bir kapak gibi gögsümün üzerini kaplayan bir yapıdaymış. Bu sebeple de dışardan baktığımda hiçbir şekilde farketmem mümkün olmadı.

Doktorum bana "iyiki de bu kisti bulduk sende. Artık düzenli olarak kontrol yaptıracaksın bu vesileyle. Keşke bütün kadınlar bu bilince varabilse" demişti. Hakkaten de dedigi gibi oldu. Herşeyin yolunda gitmesi, kistin zararsız çıkması ve doktorumun beni sonsuz desteklemesi ve bilgilendirmesi neticesinde düzenli olarak 6 ayda bir kontrollerine giden ve etrafındaki tüm kadınları da bu konuda bilinçlendirip muayeneye gitmeye teşvik eden bir karaktere dönüştüm:) 
Ha sonra ne oldu. Vücudunda zararsız bile olsa kocaman bir cismin varlığından rahatsız olan ben, soluğu yine doktorumun yanında aldım. O her ne kadar "sen düzenli olarak kontrollere gel, herhangi bir büyüme olmadığı sürece bu kist için seni kesinlikle ameliyat etmem, durduk yere seni bıçak altına yatırmam" dese de, ben rahat edemedim. Sinek küçük ama mide bulandırır hesabı, ameliyatla alınmasına karar verdim. Tabi bütün randevularımda ve aldığım kararlarda yanımda Erman'ın oluşu, bana her konuda destek olması ve rahatlatıcı konuşmalarıyla bana verdiği huzuru da göz ardı edemem 
Doktorumu zar zor ikna ederek (evet, böyle de bir insandı! adam resmen benim ısrarlarımla beni ameliyat etti) ameliyat için tarih belirledik. Bu sefer de estetik kaygılar yaşamaya başladım "ya ameliyattan sonra iz kalırsa" diye. Allah korusun, sonuçta göğsümüzü aldırmıyoruz. Etrafımızdaki büyüklerden biliyorum, dört kişiden biri ameliyatla kist aldırmış. Ama yine de insan "ya iz kalırsa" diye dert ediyo işte. Duyan da üstsüz 
güneşleniyorum sanır:P
Sonuç olarak, kendi kendine eriyen gizli dikiş atıldığı için dışardan kesinlikle iz bırakmayan bir ameliyat geçirdim ve doktorumun da dediği gibi ameliyattan 1 ay sonra eser kalmamıştı izden! Bide üstüne kocaman bir et parçasından kurtulmuş oldum:) Şimdi ise düzenli olarak 6 ayda bir, yani her kadının yapması gerektiği gibi kontrole gidiyorum. Bu kadar kolay aslında!

Peki bütün bunları durup dururken neden sizlerle paylaşma gereği duydum? Neden geçen sene bunları yaşadığımda değil de şimdi anlatma ihtiyacı hissettim?

Bugün nette bir araştırma yaparken çok alakasız bir şekilde kendimi aşağıdaki sitede buldum. 


Evli ve mutlu bir çift. Sonra hayatlarına meme kanseri girmiş.. Adam, eşinin kansere yakalandıktan sonra fotoğraflarını çekmiş ve yaşadığı evreleri bize adım adım göstermiş.. Fotoğraflara bakarken içim parçalandı, yutkunamadım, gözyaşlarım dondu gözümde (bıraksam şakır şakır ağlarım aslında ama ofisteydim o sırada..) ve sırf bu yüzden bu konuya dikkat çekmek için yaşadıklarımı sizle paylaşmak istedim.

Kanserin nasıl bir lanet olduğunu az çok hepimiz biliyoruz. Kimimiz yakın çevresinden, kimimiz televizyondan yada kulaktan dolma haberlerle bi şekilde bu illetten haberdar. Bütün bunlardan haberdar olup, bir parça da olsa kendi çapımızda önlem almak çok zor olmasa gerek. 
Hiçbir kadın, hiçbir eş yada aile bunları yaşamak zorunda değil. Belki tam çözüm değil ama, çözüme giden yolda gereken adımı atmak tamamen bizim elimizde. 
Meme kanserinin tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olduğunu bilelim. Ve lütfen, şikayetimiz olmasını beklemeden, hadi altı ayı geçtim senede bir kere bile olsa gidip doktor kontrolünden geçelim. 

Dipnot: canınızı sıktıysam yada kafanızı şişirdiysem kusura bakmayın. Bu konuya dikkat çekmek için yapabileceğim ve elimden gelen tek şey buydu, onu yaptım;)

21 Ekim 2013 Pazartesi

Şaka maka 26!


Herkes denize girdi, ananesinin leziz böreklerini hüpletti, kavurmaları löpür löpür götürdü ve Ekim güneşinde bronzlaşmanın dayanılmaz hafifliğiyle kendinden geçtiyse ne mutlu! 
Gezemeyenler, gezip de yetersiz bulanlar(Allah gözünüzü doyursun bu arada!), yok efendim ben hiçbişey yapamadım mal gibi evde geçirdim bu tatili diyenler de üzülmesin. Üçte birini yatış modunda geçirdiğimiz Ekim ayının son haftasına yaklaşırken kapıda bekleyen 29 Ekim tatili sizin de yüzünüzü güldürecek.


Ben mi? Bebişin odası ve bilumum insanlık dışı miniklikteki ciciler arasında gidip gelmeye, samuray zıbınlarına baktıkça kendimden geçmeye ve tabiki fotoğraftan da anlaşılacağı üzere büyümeye(!) devam edicem.

- 26. haftanın içinde, nerden baksan 7-8 kilo almış ve hala tartıya çıkarken donla kalana kadar üstündekileri çıkarıp yüz gram daha hafif görünmenin derdinde olan bir gebe, vede dünyanın en çöp (=mis) kokulu yeğenine sahip taze bir teyzeyim.

- Fotoğraftaki üçlü, 11, 18 ve 26. haftalardan birer kuble. Bu balon gibi şişmelerin, gece yatarken bacaklarımın arasına yastık koymadan yatamamaların neyseki tatlı bir sebebi var. İçerde büyüyen fındık burunlu bir kız çocuğu! 
Biz ultrason randevularını iple çekerken, günlük rutininde nerdeyse siyah kuşağa geçmek üzere olan ve tam da ultrason günü elleriyle yüzünü kapatıp saklanan, 
hastanenin bütün katlarını merdivenlerle üçer beşer çıksam da yerinden oynamayan Chun-Li görünümlü bi kız çocuğu hem de :)


Peki bunun dışında neler oluyo? 


- Doktorum beyazdan uzak dur dedikçe, "kaka onlar, yeme sakın" dedikçe marketlerdeki çikolata reyonları ve tatlıcıların vitrinleri daha çekici geliyo bana (bize)! 

- Düğün zamanı tek sorunsalımız televizyonun çözünürlüğü kaça kaç olsun iken, bebek zamanı gelince sorunsallar havuzunda adeta yüzmeye başladık. Önümüzde de bir sürü engel. Yok duvarlara nefes aldıran duvar kağıdı, yok kurşunsuz boya kullanılan bebek mobilyası, yok yok yok. Zaten bizim millet fırsatçı, böyle detayları hayatta atlamaz. Hassas bi nokta buldu mu hemen onu fırsata ve paraya çevirir. Bu da o hesap. Karnı burnunda birini gördüler mi mallarını nasıl pazarlayacakları belli. "Hanfendi biz kesinlikle kurşunsuz boya kullanıyoruz, bebeğinizi kötülüklerden koruyoruz. Hatta gerekirse siz isteyin gelip gece emzirelim sizin yerinize, siz de rahatça uyuyun" diycekler.

- Belki ucundan kenarından yakalarım, belki 6 ay doğum iznim olursa hayatım kolaylaşır derken, tıpkı bu hayali kuran diğer gebeler gibi ben de avcumu söve söve yalamaya başladım yavaştan! Zaten hiçbirşeye yetmeyen 16 haftaya iki hafta daha eklesek mi yoksa sarımsaklamasak da mı saklasak diye hesap yapıyo yukardakiler. Evet haklılar da. Çünkü eğer biz 3. ayda işe geri dönmezsek ekonomi çöker, işsizlik alır başını gider, savaş çıkar ve hatta oksijen kaynaklarımız bile tükenebilir. Özetle Türkiye'nin, hatta dünyanın kaderi bizim ellerimizde. 
O sebeple bundan iki gün sonrasını bile sorgulamayı bıraktım. Akışına bırakmak bazen en güzeli. Ha yumurta kapıya dayanınca, bakıcı bulamayınca ve el kadar insan parçasını kreşe yollamaya gönlüm razı gelmeyince neler yapabilirim, onu da hep birlikte görücez:)

Size de kıyamam yaaa. Şimdi bütün bloglar çatır çatır tatilde ne giydim, nereleri gezdim postları yaparken, siz gelmiş burda Cem Yılmaz misali bi siyah tshirtle post yapan beni dinliyosunuz. Şu an burda modadan, trendlerden bahsedersem zaten komik olur bu tipe:) Gerçi vitrinlerde ekoseleri, kabarık etekli minileri gördükçe ağzımın suyu akmıyo desem yalan olur. Ama biz onlarla anlaşmamızı yaptık, seneye yazın 34 bedende tekrar görüşmek üzere esen kalacak her iki taraf da.

Eveeeeet şimdi, sızlanmalarımdan ve sıkıcı muhabbetimden herkese fenalık geldiyse bence dağılalım. 
Ne sizi, ne de dolapta kaç saattir öylece duran Magnum minileri bekletmeye gönlüm daha fazla razı gelemez! 


Öperim, öperiz, gerekirse tekmeleriz bile :)

8 Ekim 2013 Salı

Kardaşyanlık ❤



Beni anlamanız için ille de kardeşiniz olması gerekmiyo. Yani bunu pek ala yakın bir arkadaşınız/dostunuz üzerinden de düşünebilirsiniz.
Ama kardeşi olanlar çok daha iyi anlayacaktır, orası ayrı:)
Biz üç kardeşiz. Asiş, Tubiş, Nünü.
Aralarında yalnızca ikişer yaş olan iki kız, bir erkek kardeş ❤
Çocukluktan ergenliğe, üniversite çağından evliliğe kadar hayatlarının hiçbir anında birbiriyle zıt düşmemiş, bir elmanın iki yarısı gibi birbirine benzeyen üç ayrı insan! (farkettiyseniz matematik bile iflas ediyo bi yerden sonra:P) 
Korkuları da aynı, heycanları da.
Aynı saçmalığa katıla katıla saatlerce gülebilen, hiç alakasız yerlerde de salya sümük birbirinin omzuna yaslanıp ağlayabilen.
Biri yere düştüğünde diğerinin de kendini yere atması suretiyle olayı bir anda komedi dans üçlüsü gösterisine döndüren.
Üç ay içinde peşpeşe evlenip yuva kuran ve bir süre sonra birbirlerine "e hadi artık"lı ihtiyar gazı vererek çoluk çocuğa karışma faslında da yine peşpeşe sorumluluk alan genç ve cesur yürekler:)

Ne kadar benzetme yaparsam yapayım, ne kadar detaya girersem gireyim, bizim ilişkimizi anlatmaya yetmeyecek! Bunu biliyorum ve bu sebeple burda kesiyorum.
Şimdi biz yukarda da söylediğim gibi herşeyi peşpeşe veya aynı zamanda yapmaya alışık kardeşler olduğumuz için hamileliklerimiz de benzer dönemlere geldi haliyle. Gönül isterdiki burda erkek kardeşimin de hamilelik pozları olsun, o da bize eşlik etsin:) Ama onun zaten hali hazırda geçen sene yaptığı ve şu an her ortamı şenlendiren bitane sarı patatesi var ❤ (detaylı bilgi için instagram hesabıma bakabilir ve kendinizden geçebilirsiniz:P).

9 Ekim 2013 itibariyle ailemize bir yeni patates daha ekleniyo. Hatta kendisi yanak olarak doğacak, diğer uzuvları yanağın etrafına sonradan eklenecek de diyebiliriz. O seviyede bir yanak dolgunluğu mevzu bahis:)

E biz de dedik hazır kardaşyanların göbekleri tokuşturulacak seviyeye gelmiş, ne duruyoruz?!
Etrafı çöp kokuları sarmadan (evet biz bebişlere çöpçü, bebiş kokusuna da çöp kokusu diyoruz, yanlış anlaşılmasın ❤) bikaç poz verelim dedik.
Kısıtlı imkanlarla çekilmiş ve Tubiş'in her an doğurmak üzere olduğu korku dolu fotoğraflarımızla sizi başbaşa bırakıyorum. Şimdi göbekler konuşsun :P
 Bu arada güzel dileklerinizi ve maşallahlarınızı eksik etmezsiniz diye düşünüyorum. Bu yüzden o konuya hiç deyinmedim bile farkettiyseniz :)












29 Eylül 2013 Pazar

Kırmızı minik pabuç ❤


Sevgili okur, bu yazı, senin de farkettiğin üzere oldukça gecikmiş bir yazı. 
Şimdi ben çok yoğunum diycem, isim gücüm o kadar çoktu ki elimi eteğimi her bişeyden çektim diycem, yaptığım mesailerin haddi hesabı yoktu diycem ama sen mazeret kabul etmiyceksin biliyorum. Ama 23 haftalık olmuş ve artık göbeğini hiç biyerlere sığdıramayan gebe kontenjanından beni affedersin diye düşünüyorum, ne dersin? :)


Fotoğraflardan da anlayacağın üzere konumuz ye ekşiyi çıkar Ayşe'yi mevzusuna dayanıyo. Her ne kadar tatlı krizlerine girecek seviyeye gelerek bu hurafeyi ziyadesiyle bozmus olsam da Hakkı çıkarmayacağımı, tıpkı çikolataya aşık olduğu gibi ekşi elmayı da taparcasına seven bir KIZ'ım olacağını belirtmek isterim ❤
Ultrasonda ilk "kız" dendiğinde emin olamayıp, sonradan bi yerlerden pipi çıkması ihtimaline karşı biraz daha beklemeye karar vermiştim. Neyseki 20. hafta detaylı ultrasonunda işi tatlıya (evet yine tatlıya) bağladık:)
Ben de kızım da çok iyiyiz, sağlıklıyız, mutluyuz (buraya bikaç maşallah!). 
Son zamanlarda iş hayatımda yaşadığım yoğunluğun ve gerginliğin kızıma yansımayacağını, onun tek derdinin "emmek için parmağını aramak"tan ibaret olduğunu ummak ve bununla mutlu olmak istiyorum ^.^



Kilo durumları:
20. haftaya kadar sadece 3 kilo aldım. Son 3 haftada ise 2 kilo! Şimdi daha iyi anlıyorum "karnım neden büyümüyo, ben niye hiç kilo almıyorum" diye hayıflandığımda, halihazırda anne olan arkadaşlarımın neden "4. Aydan sonra hızla şişeceksin, bu günlerini cok arayacaksın" dediklerini:) Ama kilo aldıkça mutlu oluşum, kendimi bildim bileli karın kaslarımla övünürken şimdi hacıyatmaza dönen karnımı aynada gördükçe sevinçten ağlayışım, ilk haftalarımı kesinlikle aramadığımın ve büyümekten garip bi şekilde haz aldığımın göstergesidir bence!

Ne giyiyorum:
 Bütün penye elbiseler arkadaşım, taytlar can yoldaşım. Topuksuz ayakkabılarım ise bugünleri gördükleri ve böylesine ilgi manyağı oldukları icin çok mutlu:) Topuksuz dediysek gidip eczaneden ayakkabı aldığım düşünülmesin lütfen!:p Hiçbir yere sığmayan göğüsler ve göbek için düşünülmüş zarafetten yoksun pijamalara ve iç çamaşırlarına karşı ise hala oldukça mesafeliyim.


Ne yiyorum:
Allah ne verdiyse! İlle de sağlıklı olsun diye her öğünüme ıspanak nohut kabak sıkıştırmıyorum!  Etinden en emin olduğum yerden hamburgerimi de yiyorum, iki damla yağda bile olsa kızarmış patatesimi de eksik etmiyorum! Ama süt, yoğurt, peynir (özellikle dil peyniri) ve yumurtayı hayatımın merkezine oturtmuş durumdayım! Yumurtayı rafadan seven ve hatta tam pişmiş yumurta yemekten hiç hoşlanmayan biri olarak bu gebelik durumu beni biraz zora sokuyo olabilir, ama, yeşillikleri nasıl yemeden önce iyice yıkayıp sirkeliyosak, yumurtayı da tam piştiğinden emin olmadan yememeye pek tabi özen gösterebiliriz bikaç ay, yapcak bişi yok;)

Hazırlıklar:
Bebek odasına dair henüz hiçbir girişimim yok. Araştırmalarım devam ediyo ve araştırma süreci uzadıkça Türkiyedeki mobilya-dekorasyon firmalarına zaten olmayan inancım iyice yerle bir oluyo! Bütün mobilyacılar mı birbirinin kopyası dolapları yapıp dünyanın en şahane ve hiçbir yerde görülemeyecek eseri gibi satmaya çalışır! Neyseki İstanbul'da tam da kızıma göre (tamam itiraf ediyorum ilerde ben bile kullanabilirim sıkılırsa:P) bi seçenek mevcut! Yumurtanın kapıya dayanmasını bekliyorum biraz daha:)
Her gördüğüm küçük insan kıyafetine salya akıtma ve dayanamayıp alma durumumda ise hala bi değişiklik yok:)


Korkular:
Sanırım hamilelik dönemine dair, bebeğimin sağlıklı doğması konusunda zaman zaman duydugum endişe dışında yaşadığım tek korku: Çatlamak!
Her gece rüyalarıma giren ve bir numaralı karabasanım olan çatlak gerçeğinden korunma amaçlı, her an güreşmeye hazır bir pehlivan gibi yaşıyorum her günümü! Umalım da lieraclar, bebeyağları işe yarasın..

Ne dinliyorum:
Bebeğinize klasik müzik dinletin diyenlere inat, ısrarla herşeyi dinliyorum. Özellikle de TSM ve Can Atilla dinliyorum, dinletiyorum ve kızımın da benim gibi namelere ve namelerin hakkını veren güzel sesler dinlemeye hasta olduğunu biliyorum! Hayır diyelimki klasik müzik dinlettim, tamam herşey güzel hoş. E bu çocuk doğduktan sonra demiycek mi nerde bu evin klasik müziği, nerde piyano ve keman, hani verdiğin sözler hani ellerin nerde diye?!?! Alışmadık götte don durmaz hesabı klasik müziğe yüklenmek yerine hepsinden bi parça öğretiyorum kızıma:) Piyanoyu da bilsin kanunu da:)

Neler oluyo bana:
Mesela bazen çakırkeyif olmayı özlüyorum. Sonra düşünüyorum da, O'nun her tekmesiyle dünyanın en zil zurna sarhoşu oluyorum ben zaten, kim takar tekilayı:)
Eskiden annemin dilimleyip yanıma getirdigi elmayı ağzıma götürmeye bile üşenirken, şimdi her gün elma dilimleyip yemek ve her yediğimde kızımın içerden "ımmmm bu elma bir harika dostum" dediğini hissetmek için fırsat kolluyorum. 
Dipnot: Farkındaysanız yazar, nerdeyse her cümlesinin özünde üstü kapalı bi şekilde tekmelere olan aşkını dile getirmekte ve hatta öyleki, böylesine tekme manyağı olduğu gerçeğiyle 30 sene sonra bile olsa yüzleştiğini farketmiş olmaktan korkunç bi haz almaktadır ❤









Bizde durum bu sevgili okur.

Zaman, her gördüğün kendinden poşet donlu elbiseyi sepete atma, her bez tabanlı rugan ayakkabı gördüğünde eriyip bitme ve dayanamayıp onları da sepete atma zamanı. 

Sen ne diyosun bu konuda? :)

3 Eylül 2013 Salı

Kıyamam bana.



Mantı üzerine serpmek için kızartılan yağlı sosu mantının üzerine boca ettikten sonra, tavanın dibinde kalan yağı aynı mantıdan bi kaşık alıp sıvayarak mantı tabağına boşaltan anne olmak diye bi kavram var mesela.
Bu modeller, çocuğu yumurtayı dibine kadar yesin diye yumurtaya ekmek doğrayıp kaşıkla yediren annelerden başkası değil aynı zamanda.

Bir de, karnıyarık yaparken, hem bi çeşit susturucu olarak kullanmak hem de çocuğa "bak yavrum karnıyarık güzel bir ev yemeğidir aslında" mesajı vermek suretiyle karnıyarığın iç malzemesini ekmek arası yapıp önden küçük bir sunum yapan anneler var. İşte bu anneler de yukardakilerin annesidir, birkaç mertebe daha ilerdedir bu meslekte! 
Onlar ki, tarhana çorbasını yıllarca mercimek diyerek çocuğuna yedirmiş, lahanadan milyon çeşit yemek yapıp hepsini ıspanak diye yutturmayı başarmış kutsal varlıklardır. 
Aynı anda bir değil, iki değil, üç-beş çocuğa tek başına bakmış (acaba bakıcı mı tutsam, gürcü dadı mı bulsam dememiş fark ettiyseniz :P), o sırada mutfağından sıcak yemeğini de eksik etmemiştir bu nesli tükenmek üzere olan muhteşem canlılar!
İşin bir de henüz bebek bezleri piyasada yokkenki "alt değiştirme" boyutu var ki o konuya hiç girmiyorum bile!

Biz de anca, annelik üzerine kitaplar, bebek yetiştirmekle ilgili dergiler, emzik hangi marka olmalı / bebek arabasının süspansiyonu olsun mu.. gibi bir yığın ıvır zıvır peşinde koşturup duralım. Adamlar yıllaaar yıllar önce aşmış bunları aloooo!

Öyle bi ruh hali içindeyimki, sanki kadın-erkek etrafımdaki herkes hamile ve ben ne söylersem -hatta ben söylemeden- anlıycaklarmış gibi! Her şeyi anlatasım geliyo ve anlattığım her şeye karşı taraftan bi "aaaaa evet" duymak istiyorum:)

Olsun, siz yine de iyi davranın bana, anlamasanız bile hııı diyip geçin mesela. 
Bu da bi fikir:)


Tshirt & Şort: Zara / Kolye & Çanta: Bershka/ Sandalet: Promod

Mekan: Montecatini Alto


28 Ağustos 2013 Çarşamba

Velinimet


Elini havalandırmak için camdan dışarı çıkaran taksi şoförünün el hareketlerine anlam vermeye çalışan arkadaki aracın şoförü gibi hissediyorum kendimi bi süredir.
Acaba bana bişey mi demek istedi, acaba noluyo orda, benim de el sallayarak tepki mi vermem gerekiyo? Kafamda bir sürü soru.

Evet sayın seyirci, yanlış duymuyosun. İçerde yaşattığım ve her geçen gün kıpırtılarının biraz daha şiddetlenişine sabah öğle akşam demeden şahit olduğum muhteşem canlıdan bahsediyorum. 
Dışardan bakanlar "sen hamile olduğundan emin misin? Manyakça bi ruh hali içine girmiş ve sana daha hassas yaklaşılsın diye böyle bi yalan uydurmuş olabilir misin? bize göbek lazım, arkadan baktığımızda paytak paytak yürüyen birini görmek istiyoruz artık, ne malum bizi kandırmadığın?" deseler de, ben eminim içerdekinin kendine yetecek kadar yeri olduğuna.
Ama yine de, bu bana göre erken başlamış olan kıpırtılar, hatta zaman zaman Erman'ın sesinden sonra gelen şiddetli patırtılar acaba içerde sıkıştığı için bir serzeniş midir diye düşünmüyo değilim.
Neticede ultra herşey dahil bi hizmet veriyorum burda. İsterimki müşterimin her istediği olsun, odasında rahat ve konforlu günler geçirsin. Yediği önünde, yemediği arkasında olsun. 
Sonra otelden ayrılırken "müşteri memnuniyet anketi"ne ağzına geleni döşemesin. Yok efendim yemek çeşidi azdı (bilhassa her sabah haşlanmış yumurta yemekten içim kıyıldı), yatak çok sertti, klima çalışmıyodu, allahtan sular hiç kesilmedi de sıcak bastıkça duşa attım kendimi demesin.
Müşteri velinimettir sonuçta, en iyi koşullarda bakmak ve memnun etmek boynumun borcu 

ve şimdi beni bol kabaklı, ıspanaklı, yoğurtlu ve tabiki tam haşlanmış yumurtalı hayatımla başbaşa bırakın lütfen, müşteri yemek bekliyo:P










Öperim! yada öperiz, ne farkederki :P
Dipnot: ballı kaymaklı bi bitiş olsun diye hayatımın esas oğlanını sona sakladım farkettiyseniz. Herkes yediyse sofrayı kaldırıyorum:)

Etek: Koton / Tshirt: Zara / Ayakkabı: Mango
Saat: Emporio Armani / Kolye: Stradivarius
Mekan: ballı kaymakla bezenmiş Alaçatı 

23 Ağustos 2013 Cuma

Daha 18 ❤


Hamileliğimle ilgili bişeyler yazmam konusunda haftalardır bir ısrar, bir çemkirmedir gidiyo. Siz küfretmeden ben anlatmaya başliyim en iyisi:) Bunu siz istediniz!


An itibariyle 18. haftanın içindeyim/izindeyiz.
Bu "yemeğimizi yedik, kakamızı yaptık, uyuyoruz" gibi çoğul cümleler kuran analar kervanına katılır mıyım, yoksa eskiden olduğu gibi bu cümleleri kuranlarla dalga geçmeye devam mı ederim o konuda bi karar veremedim. Ama yine de çoğul cümleler kurarsam siz görmezden gelin.

Ben diyim 1.8, siz diyin 2 kg aldım. Bundan sonra hızla hacıyatmaza dönüşeceğimi biliyorum. Ama yine de hesap yapıyorum, sanki çok az kilo almışım gibi geliyo. Sonra ultrasondaki görüntüyü aklıma getiriyorum, rahatlıyorum. İçerdeki, bana hiç aldırmadan hızla büyüyo çünkü.
İnanmazsınız, hatta inanmasanız bile siz yine de maşallah diyin, şu an 19 cm ve yarım kalıp beyaz peynir ağırlığında, yani tam 200 gram benim minik tosbaam 
Minik parmaklarıyla artık ellerini açıp kapatabiliyo! ve sürekli bize pozlar veriyo 
İçerde mucizelerin en şahanesi gerçekleşirken burda oturmuş işle güçle uğraşmak olcak şey değil!


Erman da ben de biraz fazla heyecanlıyız. Kesin bişey yaparım bununla mantığından yola çıkarak her gördüğü ıvır zıvırı alası gelen, hatta bebeğin arabasını şimdiden alıp kenara koymuş olan sabırsız birer ebeveyniz. Kafamızın tepesinde uçuşan minik kalpler eşliğinde ağzımız açık bebek mağazası geziyoruz. Eskiden görünce vitrinlere yapıştığımız minik elbiseleri, papyonları, donları, zıbınları şimdi gururla ve artık alabilecek oluşumuzun rahatlığıyla reyonları gezerek mıncıklıyoruz. Demiştim biraz sabırsızız diye:)

Etrafımda hurafelerden oluşan kocaman bir halka var. Bense aldırmadan halkanın içinde tralla lal lal laaaa diye sekiyorum, zaman zaman da halay çekiyorum. Yani pek umrumda olmuyo. Herkes bişey söylüyo, her kafadan başka bi yorum başka bi batıl inanç fışkırıyo. Çiğ ete dokunursan bebeğin yüzünde leke çıkar diyeninden, gıcık olduğun birinin yanında bebeğin tekmelerse ona benzer diyenine kadar zibille teori var ortaya atılan:)

İlk tekmenin ne zaman geleceğini sabırsızlıkla ve merakla beklerken artçı kıpırtılar hayatıma giriş yaptı bile ^.^ Hep aynı yerde ama çok alakasız zamanlarda, tam da acaba bağırsak hareketi mi diye düşünürken tık tık tık ve ardından tekrar tık tık tık diye kapıyı çalan bir minik misafirim var bikaç gündür 



Cinsiyet konusunda net bir sonuç için sizi iki hafta kadar daha bekleticem. 20. hafta detaylı ultrasonunda tüm hatlarıyla kız mı erkek mi detaylıca öğrenmeden açıklama yok:)
O kadar çok "yaaa bize kız dediler, bütün odayı pespembe yaptık, herşeyini aldık, sonra 7. ayda birden erkeğe dönüştü"
yada "bize erkek demişlerdi, nasıl olsa artık pipi göründü diye bütün erkek bebek reyonlarını tükettik. sonra bi baktık bizimki aslında kızmış" durumları varki etrafımda..
O sebeple öncelikle sağlığa, O'nun taş gibi sağlam ve bir hamur kadar yumuşak oluşuna odaklanıyoruz  
Papyonmuş, tütüymüş, hepsi detay :D

Ha bu arada;
Hala topuklu giyiyorum ve aksi yöndeki ısrarlara rağmen istediğim zaman giymeye devam edicem,
hala pantolonlarıma, eteklerime sığıyorum ve düğmelerini kapatabiliyorum. Tabi ne zaman düğmeli bişey giysem Erman'ın "bebeğimizi sıkıştırıyosun yeaaaa!" uyarılarına maruz kalıyorum:P
ve hala herşeye gülebiliyorum, ağlayabiliyorum, herşeyi yiyebiliyorum. 

Şükür!


  


     

Size demiştim başlarsam susmam diye:)

Etek, Tshirt: Mango
Sandalet: Melissa
Gözlük: Zerouv
Mekan: Floransa